ABD ve İran arasında tırmanan askeri çatışmaların Orta Doğu’daki sevkiyat hatlarını kesintiye uğratması, başta Avrupa ve ABD olmak üzere alüminyum krizi yarattığından, küresel sanayi tüketicilerini ciddi bir arz kriziyle karşı karşıya bıraktı.
Cumartesi günü ABD ve İsrail’in İran’a yönelik gerçekleştirdiği operasyonların ardından, küresel ticaretin can damarı olan Hürmüz Boğazı’nın kapanma riski, metal piyasalarında sert fiyat hareketlerini tetikledi.
Bölgedeki askeri hareketliliğin kalıcı bir arz problemine dönüşmesi ihtimali, otomotivden inşaata, ambalajdan havacılığa kadar pek çok sektörde üretim maliyetlerini doğrudan etkilemeye başladı.
BNP Paribas emtia stratejisti David Wilson, Basra Körfezi’nin yıllık yaklaşık 7 milyon tonluk alüminyum eritme kapasitesine sahip olduğunu ve bunun küresel üretimin yüzde 8’ine tekabül ettiğini belirtti.
Wilson, bölgeden yapılan sevkiyatlarda yaşanacak uzun süreli bir aksamanın, piyasa üzerinde hem baz fiyatlar hem de fiziksel primler açısından, özellikle Avrupa pazarında belirgin bir etki yaratacağını kaydetti.

Analistler, Orta Doğu’daki alüminyum üretiminin yaklaşık yüzde 75’inin ihraç edildiğine dikkat çekerek, lojistik hatlardaki tıkanıklığın küresel stok dengelerini hızla bozabileceği uyarısında bulunuyor.
Batılı ekonomilerin Orta Doğu alüminyumuna bağımlılığı artıyor
Ticaret verileri, Avrupa ve ABD’nin sanayi üretimi için bölgeye ne denli bağımlı olduğunu ortaya koyuyor. Trade Data Monitor (TDM) verilerine göre Avrupa, geçtiğimiz yıl birincil ve alaşımlı alüminyum ihtiyacının yüzde 21’ini Orta Doğu ve Mısır’dan karşıladı.
ABD cephesinde ise tablo daha kritik bir boyutta; ülkenin geçtiğimiz yıl gerçekleştirdiği 3,4 milyon tonluk toplam alüminyum ithalatının yaklaşık yüzde 22’si yine bu bölgeden sağlandı.

Sevkiyatların durma noktasına gelmesi, Londra Metal Borsası’nda (LME) işlem gören alüminyum fiyatlarını Pazartesi günü ton başına 3 bin 254 dolara çıkararak son bir ayın en yüksek seviyesine taşıdı.
Fiyat artışları sadece borsa değerleriyle sınırlı kalmayıp, fiziksel teslimat maliyetlerine de yansımış durumda. Avrupalı alıcıların navlun, vergi ve elleçleme giderlerini karşılamak için borsa fiyatı üzerine ödediği fiziksel primler, geçen hafta sonu ton başına 378 dolara yükselerek hafta başına göre 20 dolarlık bir artış kaydetti.
ABD’de ise Haziran ayında yürürlüğe giren yüzde 50’lik ithalat vergilerinin etkisiyle halihazırda rekor seviyelerde olan primler, pound başına 1,04 dolar (ton başına yaklaşık 2 bin 292 dolar) seviyesindeki seyrini koruyor. Tedarik zincirindeki bu ek maliyetler, nihai mamul fiyatlarına yansıyarak küresel enflasyonist baskıyı artırma potansiyeli taşıyor.
Artan enerji maliyetleri ve üretim üzerindeki baskı
Alüminyum üretim süreçlerinde enerji maliyetlerinin payı, sektörün geleceğine dair en büyük risk faktörlerinden biri olarak öne çıkıyor. Bir alüminyum tesisinin toplam işletme maliyetlerinin ortalama üçte biri elektrik harcamalarından oluşuyor.
Orta Doğu’daki savaşın doğal gaz ve petrol fiyatlarını yukarı çekmesiyle birlikte, enerjiye duyarlı bir sektör olan alüminyum üretimi için maliyet tabanı hızla yükseliyor. Bu durum, sadece arzın fiziksel olarak kısıtlanması değil, aynı zamanda mevcut üretimin de daha pahalı hale gelmesi anlamına geliyor.

Piyasa uzmanları, Hürmüz Boğazı üzerindeki tehditlerin ciddiyetini koruması durumunda, alüminyum fiyatlarındaki yükselişin spekülatif bir hareketten öte kalıcı bir maliyet artışına dönüşebileceğini vurguluyor.
Küresel ölçekte savunma harcamalarının arttığı bir dönemde, stratejik bir hammadde olan alüminyumun arz güvenliği, hükümetlerin ekonomi ajandalarında üst sıralara tırmanmış durumda. Mevcut konjonktürde üreticilerin alternatif kaynak arayışına girmesi beklense de kısa vadede Orta Doğu’nun boşluğunu doldurabilecek bir kapasitenin bulunmaması, piyasadaki volatiliteyi canlı tutmaya devam edecek görünüyor.







