Borsa İstanbul’a 2019’dan 2026’nın ortasına kadar uzanan bu uzun yolda şöyle bir bakınca insanın aklına tek bir cümle geliyor: Bu piyasa hiç düz yürümedi, hep bir viraj, hep bir sarsıntı, hep bir sürpriz. Bir sene başka sektörleri göklere çıkardı, sonraki sene aynı sektörleri yerin dibine soktu; yani borsanın kendine has huyu yine değişmedi.
2019’da turizm ve spor gibi daha çok hikâye taşıyan sektörler öne çıkarken, 2020’de pandemiyle birlikte teknoloji ve elektrik tarafı parladı; 2021’de halka arz rüzgârı, KOBİ sanayi ve aracı kurumları yukarı taşıdı; 2022’de de enflasyon ve fiyatlama gücü olan sektörler daha çok konuşuldu.
2019’un resmi bugün geriye dönüp bakınca oldukça öğretici duruyor. TSKB’nin değerlendirmesinde 2019’da en yüksek getiriyi sağlayan sektörlerden biri turizm olurken, spor da güçlü bir sıçrama yaptı; bu da bize o yılın “hikâye hisseleri” yıl olduğunu söylüyor. Sadece endeks değil, yatırımcının ruh hâli de o dönem farklıydı; insanlar daha çok beklentiye, yeniden fiyatlanma ihtimaline ve iç tüketim dinamiğine bakıyordu. Kısacası 2019, borsada “sözün paradan bile değerli olduğu” yıllardan biriydi
2020 ise bambaşka bir dünya oldu. Pandemi gelince herkesin masasına aynı soru düştü: “Şimdi ne alınır?” O dönemde para arzı, küresel likidite ve içerde bireysel yatırımcı ilgisi öyle bir yükseldi ki Borsa İstanbul’da teknoloji endeksi %91,3 artış gösterdi; KOBİ sanayi %290, aracı kurumlar %285, elektrik %93 yükseldi. XUTUM endeksinin %40 getiri sağlaması, enflasyonun da %14,03 olduğu düşünülürse, o yıl borsa birçok yatırımcı için ilk ciddi tanışma oldu.
2021’e geldiğimizde tablo biraz daha farklılaştı. İşlem hacmi rekor kırdı; haber akışında 5 trilyon TL’yi aşan yıllık işlem hacminden söz edildi ve Borsa İstanbul yeni yatırımcılarla doldu taştı. Bu dönem özellikle halka arzların, küçük yatırımcının ve kısa vadeli al-sat iştahının etkisiyle hatırlandı. Sektör bazında bakınca teknoloji, sanayi ve belirli bankalar öne çıktı; fakat o senenin ruhu şu oldu: Herkes borsada bir şeyler arıyor.
2022’yi daha çok enflasyon, maliyet baskısı ve defansif davranışlar belirledi. Mart performanslarına bakıldığında mali, hizmet, sınai ve teknoloji endekslerinin farklı dönemlerde öne çıkabildiği görülüyor; ama genel resimde yatırımcılar artık sadece büyümeye değil, fiyatlama gücüne ve bilanço dayanıklılığına da bakmaya başladı. 2022, yüksek enflasyon varsa hikâye kadar bilanço da önemlidir dersini yazdı.
2023 ise borsada başka bir eşikti. İlk yarıda ulaştırma, spor, metal ürünleri, mineral ürünleri, ticaret ve hizmet gibi sektörler BIST 100’ün üzerinde performans gösterdi; bankalar ve holdingler ise daha dengeli, yani endeksle uyumlu bir yükseliş kaydetti. Yılın tamamına bakıldığında sektörlerin tamamının kazançla kapattığı, en çok kazandıran sektörün de taş toprak olduğu bildirildi; bankacılık da %61,3 yükselişle güçlü kaldı. Bu yıl yatırımcıya şunu anlattı: Borsada bazen herkes kazanır, ama herkes aynı oranda kazanmaz.
2024’te ise iş daha net sektörel ayrışmaya döndü. Sigorta %97,4 ile en güçlü sektörlerden biri olurken iletişim %67,3, bankacılık %67, ticaret %52,4, GYO %46,5 gibi güçlü getiriler sağladı; tek kaybettiren sektör spor oldu ve yılı %-13,8 ile kapattı. Yani piyasa bir yandan finansal disipline, bir yandan da defansif büyümeye prim verdi. Böyle dönemlerde yatırımcıların kafası karışır ama aslında mesaj basittir: Kim nakit akışı üretiyorsa, kim fiyatlama gücüne sahipse piyasa ona dönüp bakıyor.
2025’in ilk 9 ayında ise ayrışma iyice sertleşti. BIST 100%12,02 artarken 22 sektörden 17’si yükseldi; finansal kiralama ve faktoring %430,44 ile adeta koştu, turizm %52,97, GYO %52,9, inşaat %47,21 ve orman-kağıt-basım %42,21 ile öne çıktı. Aynı dönemde spor %-21,39 ile en kötü performansı verdi; sigorta %-10,56, taş toprak %-2,71, gıda ve içecek %-2,38, ticaret %-1,59 geriledi. Bu tablo bize şunu söylüyor: 2025, “seçici boğa piyasası” yıldı; yani borsa yükselirken herkes eşit yükselmedi.
Hangi sektör ne zaman parladı
Biraz da bu işin kalbinden konuşalım. Borsada sektörler de insanlar gibidir; birinin parladığı dönemde öteki sessiz kalır, biri moda olur, diğeri unutulur, sonra roller değişir. 2019’da turizm ve spor konuşuldu, 2020’de teknoloji ve elektrik öne çıktı, 2021’de aracı kurumlar ve KOBİ sanayi dikkat çekti, 2023’te ulaştırma ve taş toprak sahne aldı, 2024’te sigorta ile iletişim öne çıktı, 2025’te ise finansal kiralama-faktoring, turizm ve GYO baskın geldi. Bu, Borsa İstanbul’un tek bir duyguyla değil, dönem dönem değişen makro hikâyelerle hareket ettiğini gösteriyor.
2019’da turizmin parlama sebebi sadece yaz sezonu değildi; beklenti satılan, yeniden fiyatlanan, “bir gün düzelecek” denilen hisseler daha çok ilgi gördü. Spor tarafındaki sıçrama da benzer şekilde beklenti ve yapılandırma haberleriyle güç buldu. Bu tür sektörler çoğu zaman sabırlı yatırımcının değil, sabırsız umutların alanıdır; ama bazen o umut da fiyatı taşır.
2020’de teknoloji ve elektrik neden öne çıktı? Çünkü pandemi sonrası dünyada dijitalleşme hızlandı, uzaktan çalışma, yazılım, e-ticaret, altyapı ve enerji ihtiyacı arttı. Yerli yatırımcının piyasaya akın etmesi de bu sektörlerdeki fiyat hareketlerini hızlandırdı. Elektrik endeksinin %93 yükselmesi ile teknoloji endeksinin %91,3 artması aynı dönemin iki ayrı yüzü gibiydi: biri gerçek ekonominin damarları, diğeri dijital çağın motoru.
2021’de halka arzlar ve işlem hacmi büyüyünce gözler yeni ekonomi hisselerine kaydı. Aracı kurumlar, KOBİ sanayi ve belirli banka hisseleri daha görünür oldu; çünkü piyasa genişledikçe aracı kurumlar da nefes alır, işlem çoğaldıkça komisyon ve hacim hikâyesi güçlenir. O yılın en önemli tarafı, borsanın “dar bir elit kulüp” olmaktan çıkıp daha geniş kitlelerin masasına oturmasıydı.
2023’te ulaştırma, ticaret ve hizmet tarafının güçlenmesi tesadüf değildi. İç talep, turizm hareketliliği, lojistik akışı ve fiyat artışları bu sektörlerin gelirlerine destek verdi. Metal ve mineral ürünleri de küresel emtia dalgalarıyla birlikte dikkat çekti. Yani piyasa bazen bir ülkenin ekonomisini değil, o ekonominin sinir uçlarını fiyatlar.
2024’te sigorta ve iletişim öne çıktıysa bunun arkasında daha çok nakit akışı, fiyat ayarlama imkânı, abone tabanının korunması ve görece daha dayanıklı iş modelleri vardı. Bankacılık da yüksek faiz ve kredi dinamikleriyle öne çıkabildi. Aynı yıl sporun tek kaybettiren sektör olması ise şu klasik gerçeği tekrar hatırlattı: hikâye var diye hisse her zaman gitmez, bilanço yoksa piyasa acımasızdır.
2025’te finansal kiralama ve faktoringin %430’u aşan performansı, piyasanın çok özel bir tema üzerinden işlediğini açıkça gösterdi. Krediye erişimin, finansman maliyetinin ve nakit sıkışıklığının konuşulduğu yıllarda bu tarz şirketler çok sert prim yapabiliyor. Turizmin %52,97, GYO’nun %52,9, inşaatın %47,21 yükselmesi de aynı resmin parçası: belirsizlik içinde değer bulan, tekrar fiyatlanan, hikâyesi büyüyen sektörler
2026’da kalan altı ay
Geldik asıl merak edilen yere: 2026’nın kalan 6 ayında hangi sektörler öne çıkabilir? Burada kesin konuşmak doğru olmaz; ama mevcut beklentiler ve ilk çeyrek kâr tahminleri bazı alanların daha avantajlı durduğunu söylüyor. Dünya Gazetesi’ndeki ankete göre finans ve ulaştırma alanlarında büyüme sinyalleri var, bankacılıkta net kârın yıllık bazda %10,9 artması bekleniyor. CNBC-e tarafındaki değerlendirmelerde ise bankacılık, sigorta, perakende, ulaştırma, telekom, holding, GYO ve teknoloji gibi alanların 2026’da öne çıkabileceği belirtiliyor.
Bu resme şöyle bakıyorum: 2026’nın ikinci yarısında ilk sırada bankacılık olabilir. Neden? Çünkü faiz patikası, kredi fiyatlaması, marjlar ve bilançolar burada her şeyi belirliyor. Banka hisseleri bazen ağır yürür ama yol netleşince bir anda toparlanır; hele kâr görünürlüğü artıyorsa piyasa bunu sever. Net kârda %10,9 artış beklentisi de bu algıyı destekliyor.
İkinci güçlü aday sigorta. 2024’te zaten güçlü bir performans göstermişti ve 2026 için de uzmanlar bu alanı öne çıkarıyor. Sigorta sektörü, fiyat güncellemesi, hasar dinamikleri ve enflasyonist ortamda korunma özelliği nedeniyle yatırımcının gözüne tekrar girebilir. Piyasada herkes “büyüme” konuşurken, sigorta çoğu zaman sessizce prim yapar.
Üçüncü aday ulaştırma. Hem iç talep hem dış hatlar hem de lojistik akışı bu sektörün hikâyesini canlı tutuyor. 2023’te de güçlüydü, 2026’ya gelirken de analistlerin radarında kalmaya devam ediyor. Ulaştırma, Türkiye borsasında çoğu zaman ekonominin nabzını tutar; yük artarsa, yolcu artarsa, dış ticaret canlanırsa o sektöre para da gelir.
Dördüncü grup olarak teknoloji ve telekom dikkat çekiyor. Teknoloji 2020’deki büyük çıkışını tekrar bire bir yapmayabilir, ama dijitalleşme ve yazılım teması orta vadede canlı kalır. Telekom ise daha savunmacı, daha düzenli ve nakit akışına dayalı yapısıyla kararsız piyasalarda yatırımcının sığınacağı alanlardan biri olabilir. Bazen büyük hikâye değil, düzenli hikâye kazandırır.
Bir de GYO ve inşaat tarafı var. 2025’in ilk 9 ayında GYO ve inşaat ciddi prim yaptı; 2026’da da faizler, konut talebi, finansman koşulları ve şehirleşme dinamikleri bu alanları hareketli tutabilir. Ama burada şunu unutmamak lazım: Bu sektörler çabuk coşar, çabuk da yorulur. O yüzden yatırımcı için hız kadar disiplin de şart.
Rakamların söylediği
Rakamlar bazen en dobra konuşandır. 2020’de teknoloji %91,3, elektrik %93, KOBİ sanayi %290, aracı kurumlar %285 yükselirken; 2024’te sigorta %97,4, iletişim %67,3, bankacılık %67, ticaret %52,4 geldi. 2025’in ilk 9 ayında faktoring %430,44 ile uçtu, turizm %52,97 ve GYO %52,9 ile güçlü kaldı. Öte yanda sporun 2024’te %-13,8 ve 2025’in ilk 9 ayında %-21,39 ile en zayıf halka olması da piyasanın acı tarafını gösterdi.
BIST 100’ün 2025’in ilk 9 ayında %12,02 yükselmesi önemli ama asıl önemli olan şu: 22 sektörün 17’si yükselirken 5’i geriledi. Bu da geniş tabanlı değil, seçici bir hareket olduğunu kanıtlıyor. Aynı şekilde 2024’te bazı sektörler kuvvetli olsa da sporun tek kaybettiren olması, borsada korelasyonun bazen bozulduğunu gösterdi. Yani özetle, “endeks yükseldi” cümlesi tek başına yetmez; hangi sektörün ne kadar yürüdüğüne bakmadan gerçek tablo anlaşılmaz.
2019-2026 çizgisine bütünsel bakınca üç büyük ders çıkıyor. Birincisi, Borsa İstanbul’da dönemsel liderler değişir. İkincisi, enflasyon ve faiz ortamı sektör seçiminde belirleyicidir. Üçüncüsü, hikâyesi olan ama bilançosu zayıf olan sektörler çok parlayıp çok sönebilir. Bu yüzden yatırımcı, sadece “ne yükseldi” sorusunu değil, “neden yükseldi ve sürdürülebilir mi” sorusunu da sormalı.
Son söz
Ben bu tabloya bakınca şunu görüyorum: Borsa İstanbul 2019’dan 2026’ya giderken aslında Türkiye ekonomisinin ruh hâlini fiyatladı. Bir yıl turizm ve sporla heyecanlandık, bir yıl teknoloji ve elektrikle koştuk, bir yıl halka arzlarla sokaktaki adamı bile masaya oturttuk, bir yıl sigorta ve bankacılıkla “temkinli iyimserliği” sevdik, bir yıl faktoring ve GYO ile şaşırdık. 2026’nın kalan bölümünde ise bankacılık, sigorta, ulaştırma, telekom, teknoloji ve seçici GYO-inşaat temasının önde olması daha olası görünüyor.





