Borsa, halka arzlar, döviz, kripto para, hisse önerileri

Zeliha SARAÇ

Tüm Yazıları

BÜYÜK AMERİKA RÜYASI !

Yayınlanma: 07.05.2026 - 16:59
Son güncellenme: 07.05.2026 - 16:59

Los Angeles’tan Las Vegas’a uzanan on günlük bir Amerika yolculuğundan döndüğümde kafamda kalan ilk şey gökdelenler, kumarhaneler ya da Hollywood tabelası olmadı. En çok aklımda kalan şey market fiyatları, benzin istasyonları, insanların gündelik hayatı ve “Amerika gerçekten hâlâ eskisi kadar güçlü mü?” sorusu oldu. Çünkü televizyondan ya da sosyal medyadan izlenen Amerika ile sokakta hissedilen Amerika arasında ciddi bir fark var. Özellikle ekonomi konusunda.

Şunu açık söylemek lazım: Amerika hâlâ dünyanın en büyük ekonomisi olabilir ama halkın gündelik hayatında ciddi bir pahalılık hissediliyor. Özellikle Kaliforniya tarafında bu çok net. Los Angeles’ta insanlar dışarıdan bakınca hâlâ rahat, düzenli ve sistemin içinde gibi görünüyor ama biraz konuşunca herkesin ortak konusu aynı: hayat pahalılaşmış. Benzin pahalı, kiralar pahalı, sigorta pahalı. İnsanlar eskisi kadar rahat harcama yapamıyor. Bunun yanında ilginç olan şu; yeme içme konusunda Türkiye’ye göre hâlâ bazı alanlarda avantajlı durumdalar.

Mesela Amerika’da market alışverişi yaparken bazı ürünlerin Türkiye’ye göre daha ulaşılabilir olduğunu hissediyorsun. Özellikle büyük zincir marketlerde et, süt ürünleri, hazır gıda ve bazı temel tüketim ürünleri fiyat-performans açısından Türkiye’ye göre daha mantıklı kalabiliyor. Ama mesele şu ki Amerikalılar da kendi geçmişleriyle kıyaslıyor. Yani onlar için önemli olan Türkiye’ye göre ucuz olması değil; “geçen seneye göre ne oldu?” sorusu. Ve o sorunun cevabı genelde aynı: “Her şey arttı.”

Özellikle benzin konusu Amerika’da insanların psikolojisini ciddi etkiliyor. Çünkü Amerika araba ülkesi. İstanbul’daki gibi metroya atlayıp hayatını devam ettirmek her yerde mümkün değil. Los Angeles zaten tamamen otomobil düzeni üzerine kurulmuş bir şehir. İnsanlar işe giderken, markete giderken, arkadaşına giderken sürekli araba kullanıyor. O yüzden benzindeki artış direkt hayat kalitesine vuruyor.

Kaliforniya’da bazı bölgelerde galon başına benzin fiyatı 6 dolara kadar çıkmış durumda. Bu rakam son yılların en yüksek seviyelerinden biri olarak konuşuluyor. İnsanlar özellikle Kaliforniya’nın çevre yasaları, yüksek vergileri ve rafineri sorunları yüzünden ülkenin geri kalanına göre daha pahalı yakıt kullandığını söylüyor. Zaten Amerika’nın batı kıyısı uzun süredir ülkenin en pahalı benzin bölgesi olarak görülüyor.

Las Vegas tarafında da durum çok farklı değil. Vegas eskiden “ucuz kaçış şehri” gibi görülürdü. İnsanlar hafta sonu gelir, kumar oynar, uygun otellerde kalır, eğlenir dönerdi. Şimdi ise Vegas bile ciddi pahalılaşmış durumda. Özellikle Strip bölgesinde yani büyük otellerin olduğu merkezde fiyatlar inanılmaz yükselmiş. Eskiden 15-20 dolara yenebilecek yemekler bugün 40-50 dolar seviyesinde. Otel resort fee denen ekstra ücretler zaten başlı başına ayrı olay olmuş.

Vegas’ta dikkatimi çeken şeylerden biri de insanların artık daha hesap yaparak eğlenmesi oldu. Eskiden “Vegas’a geldik dağıtalım” havası daha baskınmış gibi anlatılırdı. Şimdi insanlar telefonundan sürekli hesap kontrol ediyor. Çünkü Amerika’da kredi kartı kullanımı aşırı yaygın ve birçok insan aslında borçla yaşıyor. Son dönemde yüksek faizler yüzünden bu baskı daha fazla hissediliyor.

Amerika’nın dışarıdan görünen ihtişamı devam ediyor ama içeride ciddi bir “ekonomik yorgunluk” havası var. Özellikle orta sınıfta. Bu çok hissediliyor. İnsanlar aç değil, sistem çökmüş değil ama eski rahatlık da yok. Birçok kişi bunu “vibecession” diye anlatıyor; yani teknik olarak ekonomi tamamen çökmüyor ama insanlar kötü hissediyor.

Bence bunun en büyük sebeplerinden biri şu: Amerika’da fiyatlar arttığında insanlar bunu anında hissediyor çünkü hayat tamamen tüketim üzerine kurulu. Arabaya biniyorsun, kahve alıyorsun, paket sipariş veriyorsun, her şey kredi kartından akıyor. Küçük artışlar bile günlük hayatı büyütüyor.

Örneğin kahve zincirlerinde bile insanlar artık daha küçük boy içecek tercih etmeye başlamış. Fast food restoranları sürekli kampanya yapıyor çünkü insanlar eskisi kadar rahat harcama yapmıyor. Son dönemde bazı restoran zincirlerinin satışlarının düştüğü de konuşuluyor. Özellikle yüksek benzin fiyatlarının insanları dışarıda yemekten uzaklaştırdığı söyleniyor.

Los Angeles’ta dolaşırken dikkatimi çeken başka bir şey de evsiz nüfusunun görünürlüğü oldu. Evet, bu konu yıllardır vardı ama şimdi daha sert hissediliyor. Özellikle bazı bölgelerde lüks yaşamla sokaktaki insanların görüntüsü arasında aşırı sert kontrast var. Bir tarafta milyon dolarlık spor arabalar, diğer tarafta çadırda yaşayan insanlar. Amerika’nın en büyük problemi bence artık tam olarak bu: gelir uçurumu.

Çünkü sistem hâlâ para üretiyor ama o para herkese eşit dağılmıyor. Teknoloji şirketleri büyüyor, borsa yükseliyor ama normal insanın günlük hayatı aynı hızda rahatlamıyor. Hatta bazı insanlar için daha zor hale geliyor.

Siyaset tarafında ise benim gözlemim şu oldu: Amerikan halkının büyük kısmı siyaseti sosyal medyada göründüğü kadar yoğun yaşamıyor. Özellikle Los Angeles gibi yerlerde insanlar politik tartışmadan çok kendi hayatına odaklanmış durumda. Tabii Trump konusu hâlâ çok büyük bir başlık ama internette gördüğümüz kadar sürekli siyasi kavga havası sokakta hissedilmiyor.

Trump destekçileri tamamen yok değil ama benim bulunduğum bölgelerde yoğun değildi. Zaten Kaliforniya genel olarak Demokrat ağırlıklı bir eyalet. Trump desteğinin daha çok orta Amerika’da, küçük şehirlerde ve kırsal bölgelerde yoğunlaştığı söyleniyor. Bu zaten uzun süredir Amerika’daki siyasi haritanın temel konusu. Büyük şehirlerle kırsal bölgeler arasında ciddi kültürel fark oluşmuş durumda.

Bir de şunu fark ettim: İnsanlar politikacıları kurtarıcı gibi görmüyor. Türkiye’de siyaset gündelik hayatın merkezinde olabiliyor ama Amerika’da birçok insan “hangi başkan gelirse gelsin hayat pahalı” kafasında. Özellikle gençlerde bu hissiyat var. Büyük ideolojik tartışmalardan çok kira, maaş, sağlık sigortası ve kredi kartı borcu konuşuluyor.

Sağlık sistemi konusu da hâlâ Amerika’nın en büyük kırılma noktalarından biri. Dışarıdan bakınca ultra gelişmiş hastaneler var ama iş faturaya gelince herkes geriliyor. İnsanlar sağlık sigortasına ciddi para ödüyor. Basit bir ambulans çağırmanın bile korku yarattığı bir ülkeden bahsediyoruz. Bu yüzden Amerika’nın “çok güçlü ülke” imajı ile vatandaşın günlük stresi arasında ilginç bir çelişki var.

Vegas tarafında turist ekonomisinin gücü hâlâ inanılmaz. Kumarhaneler dolu, oteller çalışıyor, insanlar para harcıyor ama orada bile eski “sınırsız para akıyor” havası biraz azalmış gibi geldi. Özellikle çalışan kesimde bu hissediliyor. Hizmet sektörü çalışanları bahşiş sistemine bağımlı yaşıyor. Trump’ın son dönemde “bahşişlerden vergi alınmaması” gibi söylemleri özellikle Vegas gibi şehirlerde konuşuluyor çünkü şehir tamamen servis ekonomisiyle dönüyor.

Amerika’da dikkatimi çeken başka bir detay da insanların artık indirim kovalamaya başlaması oldu. Eskiden bu kadar hissedilmeyen bir şeymiş gibi anlatılıyor. Şimdi marketlerde herkes kampanya bakıyor. Costco gibi büyük toptancı marketler inanılmaz dolu. İnsanlar büyük paket alıp tasarruf etmeye çalışıyor.

Bir yandan da teknoloji ve dijitalleşme hayatı çok hızlandırmış durumda. Kasiyersiz marketler, QR kodla sipariş, otomatik ödeme sistemleri derken her şey akıyor ama bu hız bazen insanı yoruyor. Çünkü sistem seni sürekli tüketmeye itiyor. Telefonuna bildirim geliyor, indirim geliyor, kredi kartı puanı geliyor. Amerika biraz “sürekli harca ve çalış” düzenine dönüşmüş gibi.

Los Angeles’ta trafik konusu ise gerçekten ayrı bir dünya. İstanbul trafiğine alışık biri olarak bile bazı saatlerde ciddi yoğunluk hissettim. İnsanlar günün büyük kısmını arabada geçiriyor. O yüzden benzinin artması sadece ekonomik değil psikolojik de etki ediyor. Çünkü her gün o fiyat tabelasını görüyorsun.

Amerika ekonomisiyle ilgili ilginç olan şey şu: Resmî veriler bazen “ekonomi iyi” diyor ama halk aynı hissi yaşamıyor. Enflasyon bazı dönemlerde düşmüş görünse bile insanlar hâlâ fiyatların yüksek olduğundan şikâyet ediyor. Çünkü mesele artık artış hızı değil, fiyat seviyesinin oturduğu yeni nokta.

Mesela biri sana “enflasyon düştü” diyor ama sen markette hâlâ pahalı ürün görüyorsun. İnsan psikolojisi de doğal olarak “iyiye gidiyoruz” demiyor. Amerika’da tam olarak bu yaşanıyor bence.

Bir diğer dikkat çekici konu güvenlik hissi oldu. Bazı bölgelerde insanlar oldukça rahat ama bazı bölgelerde özellikle gece ciddi bir tedirginlik hissediliyor. Los Angeles’ın bazı sokaklarında herkes kendi alanında yaşıyor ve insanlar birbirine çok karışmıyor. Türkiye’deki mahalle kültürüyle kıyaslayınca daha yalnız bir düzen var.

Ama şunu da kabul etmek lazım: Sistem hâlâ çalışıyor. Yollar düzgün, hizmet hızlı, kurallar işliyor. Bir kafeye giriyorsun sipariş sistemi akıyor. Havalimanında süreçler hızlı. İnsanlar işini yapıyor. Bu düzen hissi Amerika’nın hâlâ en güçlü taraflarından biri.

Vegas ise tamamen başka bir gerçeklik gibi. Çölün ortasında kurulmuş dev bir tüketim simülasyonu gibi. İçeride saat yok, dışarıyla bağ kopuyor. İnsanlar para harcamak için tasarlanmış bir atmosferin içine giriyor. Ama orada bile artık herkesin ağzında aynı konu dönüyor: “Eskiden daha ucuzdu.”

Amerika’yla ilgili bence en büyük yanlış algılardan biri şu: İnsanlar hâlâ herkesin çok zengin olduğunu düşünüyor. Oysa ciddi bir kesim paycheck to paycheck yani maaştan maaşa yaşıyor. Bu çok yaygın. Özellikle gençlerde. Kira, araba ödemesi, sağlık sigortası ve kredi kartı derken gelir hızlı eriyor.

Sosyal medya ise bu gerçeği gizliyor. Çünkü insanlar genelde iyi tarafları gösteriyor. Lüks araba, rooftop bar, Beverly Hills görüntüsü… Ama işin arkasında ciddi bir ekonomik baskı var.

Amerika hâlâ fırsatlar ülkesi olabilir ama artık “kolay hayat ülkesi” değil gibi geldi bana. Eskiden dünyada Amerika’ya dair şöyle bir algı vardı: çalışırsan rahat yaşarsın. Şimdi ise birçok insan çok çalışmasına rağmen aynı rahatlığı hissedemiyor.

Özellikle genç nesilde bir tükenmişlik hissi var. İnsanlar sürekli çalışıyor ama ev sahibi olmak zorlaşıyor. Büyük şehirlerde kira fiyatları inanılmaz yükselmiş durumda. Los Angeles zaten bu konuda en sert şehirlerden biri.

Bir yandan da Amerika’nın kültürel gücü hâlâ devam ediyor. Moda, müzik, teknoloji, eğlence sektörü… Dünya hâlâ Amerika’yı takip ediyor. Ama ekonomik anlamda halkın psikolojisinde eski özgüven tam hissedilmiyor.

Benim bu yolculuktan çıkardığım en net sonuç şu oldu: Amerika çökmüş değil ama yorulmuş. İnsanlar hâlâ güçlü sistemin içinde yaşıyor ama o sistem artık daha pahalı çalışıyor. Ve bu durum özellikle orta sınıf üzerinde baskı yaratıyor.

Türkiye’den bakınca Amerika bazen ulaşılmaz bir düzen gibi gösteriliyor. Ama içeride dolaşınca görüyorsun ki onların da kendi problemleri çok büyük. Enflasyon, hayat pahalılığı, kira, sağlık sistemi, borç baskısı… Bunlar artık Amerika’nın da günlük gerçekleri olmuş durumda.

Yine de şunu söylemek lazım: Amerika hâlâ hareketli bir ülke. İnsanlar üretmeye devam ediyor. Şehirler yaşıyor. Sistem dönüyor. Ama eski “sınırsız ekonomik rahatlık” hissi ciddi şekilde zayıflamış gibi duruyor.

Los Angeles’tan Vegas’a yaptığım bu kısa yolculuk bana şunu gösterdi: Dünyanın en büyük ekonomisi bile olsa, sokaktaki insanın hissettiği şey her zaman ekranlarda anlatılan hikâyeyle aynı olmuyor. Ve bazen bir ülkenin gerçek durumunu anlamak için ekonomi raporlarından çok benzin istasyonundaki insanların yüzüne bakmak gerekiyor