Borsa, halka arzlar, döviz, kripto para, hisse önerileri

Zeliha SARAÇ

Tüm Yazıları

Tüketici Neden Tedirgin?

Yayınlanma: 16.03.2026 - 15:42
Son güncellenme: 16.03.2026 - 15:44

Ekonomi dediğimiz yapı, aslında bizlerin yani tüketicilerin kararlarından oluşur. Markete gittiğimizde ne kadar harcadığımız, yeni bir araba alıp almayacağımız veya geleceğe dair ne hissettiğimiz ekonominin gidişatını belirler. Ancak son açıklanan veriler, bu gidişatın pek de iç açıcı olmadığını gösteriyor. Bloomberg HT Tüketici Güven Ön Endeksi’nin Mart ayının ilk yarısında yüzde 10,46 gibi sert bir düşüşle 68,03 seviyesine gerilemesi, ciddiye alınması gereken bir sinyaldir.

Bu rakamlar bize şunu söylüyor: İnsanlar artık önünü göremiyor, harcama yapmaktan korkuyor ve cebindeki parayı koruma derdine düşmüş durumda. Peki, ne oldu da tüketicinin güveni bu kadar kısa sürede bu denli sarsıldı?

Belirsizliğin Kaynağı: Savaş ve Bölgesel Gerilimler

Ekonomik verilerdeki bu sert düşüşün en temel sebebi, yanı başımızda, Orta Doğu’da ve özellikle İran ekseninde yaşanan savaş ortamıdır. Savaş, sadece askeri bir çatışma değildir; aynı zamanda ekonomik bir depremdir. Sınırlarımızda bir çatışma yaşandığında, bu durum doğrudan insanların psikolojisini etkiler. Yarın ne olacak sorusu, ekonomik kararların önüne geçer.

Savaş ortamı demek, enerji fiyatlarının artması, tedarik zincirlerinin bozulması ve dolayısıyla enflasyonun yükselmesi demektir. Mart ayının ilk yarısında tüketicilerin enflasyon beklentilerinde görülen güçlü artış tam da bu korkudan kaynaklanıyor. İnsanlar, bölgedeki gerilimin fiyatlara zam olarak yansıyacağını çok iyi biliyor. Bu beklenti oluştuğu andan itibaren de tüketici, kendini geri çekmeye başlıyor.

Tüketim Eğilimindeki Sert Fren

Verilerdeki en dikkat çekici kısımlardan biri, Tüketim Eğilimi Ön Endeksi’ndeki yüzde 17,24’lük devasa düşüştür. Bu endeks, insanların şu an otomobil, konut veya dayanıklı tüketim malı (buzdolabı, televizyon gibi) almak için uygun bir zaman olup olmadığını ölçer. Bu kadar büyük bir düşüş, vatandaşın Şu an hiçbir şey almanın zamanı değil dediğini gösteriyor.

Konut ve otomobil gibi büyük harcamalar, güvenin en yüksek olduğu zamanlarda yapılır. Eğer bir kişi işini kaybetmekten korkuyorsa veya fiyatların nereye gideceğini kestiremiyorsa, büyük borçların altına girmekten kaçınır. İşsizlik beklentilerindeki artış da bu tabloyu tamamlıyor. İnsanlar hem fiyatların artacağından korkuyor hem de gelirlerinin tehlikede olduğunu düşünüyor. Bu iki korku birleştiğinde, iç talep bıçak gibi kesiliyor.

İç Talepte Yavaşlama Kapıda mı?

Tüketici güvenindeki bu gerileme devam ederse, ekonomide “iç talepte yavaşlama” dediğimiz durum kaçınılmaz hale gelecektir. İç talep, bir ülkenin kendi vatandaşlarının yaptığı harcamalardır. Eğer bizler alışverişi kesersek, mağazalar satış yapamaz; mağazalar satış yapamazsa fabrikalar üretimi azaltır; fabrikalar üretimi azaltırsa işsizlik artar. Bu, birbirini tetikleyen bir zincirdir.

Şu anki veriler, Mart ayının geri kalanında da bu eğilimin sürebileceğini işaret ediyor. 68,03 seviyesine inen tüketici güveni, halkın genelinin ekonomik gidişata dair karamsar bir ruh hali içinde olduğunu kanıtlıyor. Beklenti endeksinin de yüzde 11,32 azalarak 67,11’e düşmesi, insanların sadece bugünden değil, gelecek aylardan da umutlu olmadığını gösteriyor.

Çözüm Nerede?

Ekonomide güveni yeniden inşa etmek, bozmaktan çok daha zordur. Güvenin geri gelmesi için öncelikle dış dünyadaki belirsizliklerin, yani savaş riskinin azalması gerekir. Ancak sadece dış etkenlere odaklanmak da yeterli değildir. İçeride de enflasyonla mücadelede kararlılık gösterilmesi ve işsizlik korkusunu azaltacak politikaların uygulanması şarttır.

Vatandaş, parasının değerinin korunacağını bilmek ister. Fiyat istikrarı sağlanmadan tüketici güveninin kalıcı olarak artması mümkün değildir. Ayrıca, piyasalarda öngörülebilirliğin artması gerekir.

Bu veriler  ekonomik aktivitenin yavaşlayacağına dair somut bir kanıt. Savaşın yarattığı tedirginlik, tüketicinin elini kolunu bağlamış durumda.

Önümüzdeki haftalarda yaşanacak gelişmeler dünya ekonomisi açısından da oldukça kritik..

Özellikle petrol fiyatlarının etkisinin  enflasyona nasıl yansıyacağını görmeli ve Merkez bankalarının sinyallerini yakından takip etmeli.. Merkez bankalarının faiz konusundaki tutumu 2026 ikinci yarısında bize daha net bir tablo sunacaktır.