Uluslararası finans kuruluşu Natixis‘in 31 Ekim 2025 tarihli son araştırma raporu, Türkiye ekonomisinin mevcut durumunu derinlemesine analiz etti. Analizde, Haziran 2023’teki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen ardından uygulanan ortodoks politikalara dönüşle birlikte ülkenin, “hiperenflasyon rejiminden oldukça kısıtlayıcı para politikası yoluyla nispeten zorlu bir geçiş süreci” yaşadığı belirtildi.
Rapora göre, “Türk ekonomisi, dayanıklı iç talep sayesinde durgunluktan kaçınmayı başardı ve genişlemeye devam etti”. Ancak, “2025 yılı boyunca dezenflasyon sürecinin bir miktar yavaşlaması”, Merkez Bankasının faiz indirimlerinin boyutunu ve/veya hızını ayarlayarak daha temkinli bir yaklaşıma girdiğini gözler önüne serdi. Natixis, para politikasındaki daha kademeli bir gevşeme yaklaşımının, “özel sektör için finansal koşulları daha uzun bir süre sıkı tutacağını” öngördü. Rapor, işletmelerin zaten “aşırı yüksek faiz oranları ve bankaların sıkılaştırdığı kredi koşulları nedeniyle finansman sağlamada zorluklarla karşılaştığını” aktardı.
Türkiye ekonomisi toparlandı ancak büyümede yavaşlama riski var

Natixis analistleri, Türkiye ekonomisindeki son dinamikleri inceledi. Analize göre, ekonomi 2021-2023 döneminde yıllık ortalama yüzde 6 ile “aşırı ısınan” bir büyüme sergiledikten sonra, sıkı para politikası ve yüksek enflasyonun etkisiyle 2024’te yüzde 3,2’ye geriledi. Ayrıca, siyasi ve küresel ticaretteki belirsizliklerin ek baskılarıyla 2025’in ilk çeyreğinde (Q1) daha da yavaşlayarak “uzun vadeli ortalamanın (yüzde 5) altında” yüzde 2,3’e düştü.
Buna karşın, 2025’in ikinci çeyreğinde (Q2) açıklanan GSYH verilerinin “pozitif bir sürpriz” yarattığı ve büyümeyi yıllık bazda (YOY) yüzde 4,8’e hızlandırarak son beş çeyreğin en yüksek seviyesine taşıdığı belirtildi. Raporda, bu büyümenin ana motorları olarak “özel tüketim ve yatırımın ana itici güçler olarak kaldığı” vurgulandı.
Hanehalkı harcamalarının dirençli kalmasının nedenleri arasında, 2024 ortasından itibaren başlayan “önemli dezenflasyon sürecinin hanehalkı satın alma gücünü ve güvenini artırması” ve asgari ücret artışları gibi hükümet tedbirleri etkili oldu. Ayrıca, “ülke para biriminin – Türk lirasının – daha fazla değer kaybetmesi beklentisinin çift haneli enflasyon bağlamında bazı tüketicileri alımlarını öne çekmeye itmesi” de rol oynadı.
Yapısal zorluklar ve cari açık baskısı

Yatırım cephesinde, brüt sabit sermaye oluşumu (GFCF) bileşenleri incelendi. Rapor, yatırımların, “aşırı yüksek faiz oranları arasında sıkılaştırılan finansal koşullara rağmen” ağırlıklı olarak “konut ve konut dışı inşaat” ile desteklendiğini belirtti. İnşaat sektörünün, 2024 ve 2025’in ilk yarısında yıllık bazda yaklaşık yüzde 9 oranında güçlü bir büyüme kaydettiği aktarıldı. Bununla birlikte, Türkiye ekonomisinde makine ve ekipman yatırımının aynı dönemde durgunlaştığı, ancak 2025’in ikinci çeyreğinde yıllık yüzde 9,3 yükseldiği ifade edildi. Sanayi üretim istatistiklerinin de 2025’in ikinci ve üçüncü çeyreklerinde toparlanarak aylık ortalama yüzde 6,6 yıllık artış gösterdiği kaydedildi.

Natixis’e göre, 2022’de ulaşılan yüzde 85 zirvesinden bu yana dezenflasyon konusunda “önemli ilerleme kaydedildi”. Ancak, “son veriler daha fazla ekonomik acının gerekebileceğini gösteriyor”. Merkez Bankası (TCMB) da, “özellikle gıda ile ilgili son fiyat eğilimleriyle ilişkili risklerin, dezenflasyon süreci için giderek daha görünür hale geldiğini” kabul etti. Bu doğrultuda, TCMB’nin 2026 sonu enflasyon tahminini yüzde 12’den yüzde 16’ya yükselttiği kaydedildi.

Raporda, Türkiye’nin enerji ve altın ithalatına olan yüksek bağımlılığı nedeniyle “ticaret ve cari işlemler bilançosunda yapısal bir açık deneyimlediği” vurgulandı. Cari açığın 2024’te GSYH’nin yüzde 0,8’ine geriledikten sonra, 2025’in ilk yarısında tekrar yükselerek GSYH’nin yüzde 1,6’sına ulaştığı belirtildi. Bu yapısal sorunlar, Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir büyüme çabalarının önündeki en büyük engellerden biri olarak görülüyor.
Siyasi belirsizlik ve çift açık sorunu

Rapora göre, son dönemdeki “geri tepmenin” birincil nedeni “iç siyasi gelişmeler” oldu. Natixis, “Türk cumhurbaşkanlığı rejiminin, azaltılmış hesap verebilirlik ile daha otoriter bir duruş benimsediği” değerlendirmesini yaptı. Analistler, Türkiye ekonomisi üzerindeki bu siyasi risk priminin, “daha az çapalanmış enflasyon beklentileri ile birlikte Merkez Bankasını daha uzun süre sıkı para politikası duruşunu sürdürmeye zorlayacağını” öngördü.
Ayrıca rapor, siyasi risklerin yoğunlaşmasının, “mali açıklar sorunuyla birlikte gerçekleştiğini” belirtti. 2023 genel seçimlerinden önce uygulanan “kitlesel harcama dalgası”nın ardından bütçe açığının GSYH’nin yüzde 4,5’ine ulaştığı hatırlatıldı. Natixis, enflasyonun kademeli olarak yavaşlaması ve net borçlanma ihtiyacının artmasıyla birlikte, genel hükümet bütçe açığının 2025’te GSYH’nin yüzde 3,8’ine ve 2026’da yüzde 3,4’üne ulaşmasını bekliyor.
Tahminler revize edildi: Büyüme yavaş, enflasyon yüksek seyredecek

Natixis, yaşanan parasal sıkılaştırmanın etkileri ve siyasi risklerin tırmanmasının, önümüzdeki çeyreklerde Türkiye ekonomisinde aktiviteyi baskılamaya devam edeceğini öngördü. Enflasyon baskılarının ise “daha yapışkan” göründüğü ve Türk lirasındaki değer kaybının etkisiyle şiddetlendiği belirtildi.
Bu doğrultuda, Natixis, Türkiye ekonomisi için büyüme tahminini 2025 yılı için (önceki yüzde 3,3’ten) hafifçe aşağı yönlü revize ederek yüzde 3,1’e ve 2026 için (önceki yüzde 3,5’ten) yüzde 3,4’e çekti. Enflasyon tahmini ise 2025 için (önceki yüzde 30,5’ten) ortalama yüzde 34,8’e ve 2026 için (önceki yüzde 21,2’den) yüzde 24,5’e yükseltildi.
Raporda, tüm zorluklara rağmen, “ekonominin, hâlâ yüksek enflasyonun ve istikrarsız siyasi ortamın yarattığı zorluklara rağmen, Merkez Bankasının bağımsız gözetimi altında doğru yolda göründüğü” sonucuna varıldı.






